Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov öldürüldü… Liderler “Provokasyon” dedi

Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, dün bir sergi açılışı sırasında uğradığı silahlı daldırıda hayatını kaybetti. Büyükelçiye hain saldırıda bulunan terörist da olay yerine çıkan çatışmada ölü ele geçirildi. Rusya-Türkiye ilişkilerinin gelişmesine 3 yıla yakın süredir büyük katlı sağlayan elçinin hayatını kaybetmesi derin üzüntü yarattı. İki ülke liderleri Putin ve Erdoğan, telefon görüşmesi yaparak olayın provokasyon olduğunu vurguladılar. İkili ilişkilere ve Suriye barış görüşmelerine zarar vermeyi hedefleyen bu terörö saldırısı tüm dünyada kınandı.

Büyükelçiye rahmet, ailesine ve tüm Rusya halkına başsağlığı diliyoruz.

Bu konuda Türkrus.com sitesinde yayınlanan bir analizi paylaşıyoruz:

 

Bu kez “sağduyu” acıyı yendi…

Büyükelçi suikasti dün akşam “flaş haber” olarak tek cümleyle Rusya basınına düştüğünde ilk şokun ardından çoğunluğun aklında şu sorular yankılandı: “İkinci bir uçak krizi vakası mı yaşanacak? Rusya nasıl bir tepki gösterecek? Köprüler bir kez daha atılarak dönüşü olmayan bir yola girilme ihtimali ne kadar?”

Herkes son bir umutla “Büyükelçinin ölmediği, yaralı olduğu” haberlerine inanmak isterken, Rusya devlet TV kanallarının haberi veriş tarzı ve canlı yayına çıkarılan uzmanların “sözbirliği etmişcesine” aynı yorumları dile getirmeleri ile en kritik nokta “hemen” netleşmeye başladı:

“Rusya, tuzağa düşmeyecekti. Acı ne denli büyük olursa olsun, bu kez sağduyu kazanacaktı. Cinayet, Rusya-Türkiye ilişkilerini kökünden yıkmak ve hatta casus belli (savaş nedeni) yaratmak için karanlık ellerin tetiği çektirmesiydi.”

İkili ilişkilere kendi pozitif karakterini, iyimserliğini fazlasıyla yansıtan deneyimli diplomat, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov sırtından vurularak kalleşçe öldürülmüştü. Acı ve şok büyüktü.

Ama ilk şok atlatıldıktan sonra, 24 Kasım 2015 uçak krizinde “yanlış” yapılan her şey bu kez “doğru” yapıldı:

Ankara hiç zaman kaybetmeden Moskova ile doğrudan temas kurdu. Erdoğan hemen Putin’i aradı; hem başsağlığı diledi, hem izahat verdi, hem bu provokasyona karşı birlikte karşı durulması çağrısı yaptı. Putin aynı düşüncesiyi paylaştığını söyledi. Cinayeti soruşturmak için “ortak komisyon” kurulması konusunda hemen, sıcağı sıcağına anlaşıldı. Bu kanlı terör eyleminden fayda umanların tuzağına düşülmeden, sağduyu galip geldi.

Uçak krizinde Ankara’nın geç ve yanlış reaksiyon vermesi, önce Moskova yerine Brüksel’in araması, izahat yerine tepki açıklamaları, karşılığında Moskova’da öfke patlaması ve büyükelçiliğin taşlanmasına, medyada Türkiye aleyhinde yoğun propaganda kampanyası başlatılmasına kadar uzanan ve “bir daha asla tekrarlanmaması” dilenen o vahim süreç yaşanmıştı.

Bu kez daha Ankara’dan izahat beklenirken Moskova’da olay “doğru” tespit edildi ve devlet medya organları eliyle kamuoyu doğru yönlendirilmeye başlandı:

Ortada iki hedefi olan terör ve provokasyon girişimi vardı:

Birincisi Suriye’de sona doğru yaklaşan barış sürecini imha etmek, salı günü (bugün) Moskova’da Rusya, Türkiye ve İran dışişleri bakanları arsında yapılacak olan Suriye zirvesini başlamadan bitirmekti.

İkinci hedef ise, uçak krizinin yaralarını yavaş yavaş sarmaya başlayan Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini bozarak, köprülerin tamamen atılmasını sağlamak.

Bu iki tuzağa da düşülmedi. İlk saniyeden itibaren Rusya’da TV ekranlarında konuşmaya başlayan resmi görevlilerin ve analistlerin mesajı “tek bir ağzıdan çıkmışcasına” netti:

“Tuzağa düşmemeliyiz. İki ülke ilişkilerini, bu işten çıkarı olan malum çevrelerin bozmasına izin vermemeliyiz. Aksine işbirliği yolunda yürümeliyiz. Teröre karşı işbirliğini daha da derinleştirmeliyiz. Suriye konusunda barış arayışına devam etmeliyiz. Acı ve öfke, sağduyumuzun önüne geçmemeli.”

Bu kez duyguların değil aklın ve mantığın öne çıkmasıyla, cinayetin üzerinden daha birkaç saat geçmeden, bu kez terörden medet umanların amaçlarına ulaşamayacakları anlaşıldı. Bu sabah Rusya’da neredeyse tüm medya cinayete bu pencereden, “provokasyona gelmeyelim” mesajını öne çıkararak bakıyor. Kimse Türkiye aleyhinde yeni bir propaganda başlatma ve terörü destekleyenlerin tuzağına düşme yanılgısında değil.

Büyükelçi Karlov katledilmiş, derin bir acı ve üzüntü yaratmıştı. Ancak elçi kalleş bir saldırıda hayatını kaybederken, ikili ilişkiler bu kez ayakta kalmayı başarıyordu.

Yine de net olan; Suriye’de barış sağlanmadıkça, terör bataklığı var oldukça, iki ülke ilişkilerini provoke edecek yeni adımlara her zaman müsait bir zeminde yaşamaya devam edileceğiydi.

Bu yüzden, elçinin kaybının üzüntüsünü yaşarken, gün geçirmeden “Bu bataklığı birlikte nasıl kuruturuz?” demenin zamanıydı. Artık “zararın neresinden dönülse kardır” denebilecek son demlerin yaşandığını, bundan sonraki ilk yanlış adımın “uçurum” olduğunu söylemek bir yersizdi…